AZİZİYE FES

 AZİZİYE FES 

Abdülaziz benimsediği için moda olan fes formu. Alt tarafı geniş tepesi kısmen dar, basık bir başlıktı. Püskülü ise, Tanzimat feslerine göre, alt kenardan aşağıya taşmayacak kısalıktaydı.

Aziziye Fesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun geç döneminde, Sultan Abdülaziz’in saltanatı (1861-1876) sırasında yaygınlaşan ve adını da bu padişahtan alan ikonik bir fes modelidir.


Sultan II. Mahmud döneminde (Mahmudi fes) başlayan kılık-kıyafet reformunun bir devamı olarak ortaya çıkmıştır. Ancak Aziziye fesi, kendinden önceki modellerden belirgin yapısal farklarla ayrılır. 


Öne Çıkan Özellikleri


Tasarımı: Mahmudi fese kıyasla daha kısa, yukarıya doğru daralan (konik) ve üst kısmı daha basık bir yapıya sahiptir.


Kullanımı: Sultan Abdülaziz dönemi devlet memurları, subaylar ve aydınlar arasında çok popüler olmuştur. Özellikle dönemin askeri üniformalarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.


Sosyal Anlamı: O dönemde fesin rengi, kalıbı ve püskülünün duruşu, kişinin sosyal statüsünü veya askeri rütbesini simgeliyordu. Aziziye fesi de 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı modernleşmesinin ve bürokrasisinin görsel sembollerinden biri olmuştur.


Daha sonra Sultan II. Abdülhamid döneminde yerini daha dik ve uzun olan Hamidiye fese bırakmıştır.

Osmanlı'da fese geçiş süreci nasıl oldu ve Mahmudiye, Aziziye, Hamidiye fes modelleri arasındaki farklar nelerdir?


Osmanlı İmparatorluğu'nda fese geçiş, sadece bir moda değişikliği değil; ordudan bürokrasiye kadar tüm devlet yapısını modernize etmeyi amaçlayan köklü bir ideolojik ve kültürel dönüşümün parçasıydı.


1. Fese Geçiş Süreci: Kavuktan Fese


18.yüzyılın başlarına kadar Osmanlı'da toplumsal sınıfı, mesleği ve dini aidiyeti gösteren en önemli unsur başa takılan kavuk veya sarık gibi başlıklardı. Ancak bu durum, Sultan II. Mahmud’un (1808–1839) gerçekleştirdiği radikal modernleşme hareketleriyle tamamen değişti.


Yeniçeri Ocağı'nın Kaldırılması (1826): Sultan II. Mahmud, geleneksel askeri yapıyı tasfiye edip yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adıyla modern bir ordu kurunca, bu ordunun kıyafetlerinin de modern (Batı tarzı) olması gerektiğine karar verdi.


Akdeniz'den Gelen İlham: Yeni ordu için pratik bir başlık aranırken, Kaptan-ı Derya Koca Hüsrev Paşa’nın Akdeniz seferinden (Tunus/Fas taraflarından) getirdiği fes, padişahın dikkatini çekti. Hem pratikti hem de askerlerin secdeye gitmesine (alnının yere değmesine) engel olmuyordu.


Kıyafet Nizamnamesi (1829): Yayınlanan nizamname ile ulema (din sınıfı) dışındaki tüm devlet memurları ve askerlerin fes giymesi zorunlu hale getirildi. İlk başlarda halk ve muhafazakar kesim fese "gavur icadı" diyerek tepki gösterse de, zamanla fes Osmanlı kimliğinin en baskın sembolü haline geldi. Yerli üretimi sağlamak için İstanbul'da tarihi Feshane kuruldu.


2. Fes Modelleri Arasındaki Farklar


Fes, zaman içinde padişahların zevklerine ve dönemin estetik anlayışına göre şekil değiştirdi. Kronolojik olarak en bilinen üç model şunlardır:

Model

  • Dönemi
  • Yapısal Özellikleri
  • Karakteristik Duruşu

Mahmudiye Fesi


II. Mahmud (1829–1839)

Geniş, uzun ve silindirik. Üst kısmı oldukça geniştir.

Başa tam oturan, oldukça heybetli ama taşınması sonraki modellere göre daha ağır bir modeldir. Genellikle uzun mavi püsküllerle tamamlanırdı.


Aziziye Fesi


Sultan Abdülaziz (1861–1876)

Kısa, konik ve yukarıya doğru daralan. Üst tablası alt tabanına göre daha küçüktür.

Oldukça zarif ve hafiftir. Dönemin modern askeri ceketleriyle görsel olarak çok iyi uyum sağlamıştır.


Hamidiye Fesi


II. Abdülhamid (1876–1909)

Uzun, dik, dar ve silindirik. Aziziye fesine kıyasla boyu çok daha uzundur.

Kişiyi daha yapılı ve uzun boylu gösteren, vakur bir duruşu vardır. Geç dönem Osmanlı bürokratlarının ve jön türklerin fotoğraflarında en çok görülen modeldir.


Bu evrim, 1925 yılında çıkarılan Şapka Kanunu ile fesin yasaklanmasına ve yerini modern şapkalara bırakmasına kadar devam etmiştir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sultan Murad Hüdâvendigâr

Satranç Nedir?

Türk Tarih Sözlüğü